Bu ikinci eski yapraklar sahifesinde 2002 yılında İstanbul da yayınlanan ve Hemşin Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği tarafından çıkarılan Hemşin Dergisinin ikinci sayfasını irdelemeyi uygun bulduk. İlgili sayfaya girmeden önce mezkur derginin kapağı hakkında bir şeyler söylemekte yarar var. Kapakta Hemşin Dergisi yazmakta ve hemen altında ''Yayın Hayatına tekrar merhaba'' ibaresi bulunmakta. 1960 ve 1970 li yıllarda o zamanki Hemşin Yüksek Tahsil Talebe Cemiyetinin çıkardığı Hemşin dergileri yılda en az bir kez yayınlanırdı. Belli bir süre bu yayına ara verilmişki dergi editörlüğü bu ibareyi koyma ihtiyacını hissetmiş. Kapağın alt yarısını kaplayan renkli resim tipik bir Hemşin ovidi manzarası, önde kuru dallarla (ageluç veya çah) yanan çoban ateşi mevcut. Ateşin karşısında; Hemşin başı ile baş bağlaması dikkatı çeken ak saçları dikkatten kaçmayan Hemşinli çoban anne, yanında nacak ve kenara koyduğu açılmış vaziyetteki şemsiyesi ve en arka planda gür çimenlikte otlamakta olan sığırı tabloyu tamamlamakta. Kapağın sağ alt köşesinde İstanbul Hemşin Derneğinin alamet-i farikası (logosu) altında da Hemşin Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği yazısı yazılmış.
İkinci sayfada onbir beyitten oluşan bir şiir, Şiir Kale göçü adını taşıyor. Şiirde Pazar dan başlayıp kale ye kadar süren göç serüveni anlatılıyor. Bizzat yaşanarak kaleme alındığı için olan biteni her yönü ile bize aktardığı gibi, arka plandaki duygu yükünü de geçilen yerlerle bağlantılı olarak bizlere ulaştırıyor.
Şiir Avukat Orhan Bayramoğlu na ait. Kaleli Orhan Bayramoğlu ağabeyimiz benimde içinde yer aldığım kendisinden sonra yetişen Hemşin gençliğinin örnek aldığı bir kişiliktir. Kendisi Hemşin Yüksek Tahsil Cemiyetinin olup o dönemdeki soyadı Güldoğan dır. Halen İstanbul da Avukat olarak yaşantısını devam ettirmektedir. Bu vesile ile kendisine saygılar sunar ve uzun sağlıklı ömürler dilerim.
Sayfanın alt yarısında bir fotoğraf mevcut. Fotoğraf kışın muhtemelen şubat ayında çekilmiş gibi duruyor. Fotoğraf da ön planda Pokut Yaylası görünüyor. Pokut da çamların üzerinde kar yok ancak vanak suvarma kar evlerin üzeri kürenmediği için kar kaplı. Orta planda palovit vadisini silme doldurmuş denizi andıran duman mevcut. Arka planda Tatar dağının görkemli görünüşü seyredenleri selamlıyor. Zirveler suvarma kar, alt kollarda çamların üzeri kar nedeni ile siyahlı-beyazlı bir güzel komposizyon oluşturuyor.
Kolay mail tekniği öncülüğünde basılmış olay mezkur dergi nin Hemşin le ilgili muhtevası oldukça dolu olup yakın geçmişin en önemli çalışmalarından biridir.
Opr. Dr. Yusuf IŞIK
KALE GÖÇÜ
Çarığı var bağı yok, peyniri var yağı yok
Çayırları ot dolu biçecek orağı yok
Ömrü göçlerle geçmiş kırık kolu kanadı
Kabak hırsızı diye tarihe geçmiş adı
Biraz sıtma korkusu biraz esen dağ yeli
Daha mayıs ayında göçe başlar kaleli
Kaymak katmadan yemez yoğurdun başlısını
Sarar yayla hasreti gencini yaşlısını
Ne ot olur ne erzak ne de cepte on para
At yorgun buzak zayıf dökülürler yollara
Hacı kâmilde çayın kokusu bir başkaydı
Yol vuruldu, üskürt te nice yıldızlar kaydı
Gece mollaveyis'te çekilir binbir çile
O tatlı hatıralar dolaşır dilden dile
Goboca diplerinde ıslıkla yol istenir
Çat'ta düşüm edilir son azıklarda yenir
Şebeklerde dağlarda sarmaş dolaş olunur
Ya sisten hiç görünmez ya da güneş dolunur
Yer bulup girilmişse tezek kokan tandıra
Elbet pancar çorbası yemeye gelir sıra
Dönmek var ya güz gelip bu şirin yerden geri
Bu ilk akşam herkesin yalnız odur kederi
Orhan Bayramoğlu
- Kaleli-

___________________________________________________
ESKİ HEMŞİN DERGİLERİNDEN SAHİFELER
Bölümün ilk yazısı olarak ilişikteki 1968 yılında o zamanki Hala Derneği tarafından çıkarılan Ayder Dergisi'nin 5. sayfasını gündeme getirmeyi uygun bulduk. O dönemin özelliğini yansıtan bu sayfada biri nesir biri manzume iki yazı mevcuttur. O günlerin Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi Osman BALLI'nın Hemşin'in ve Kaçkarların puğarlarını anlatan Nazlı Pınar isimli şiiri ilgili sayfaya çok güzel bir görünüm sağlamıştır. Osman BALLI Haladeresi Hemşinliğinin eski adı LİVİKCAKISLI olan Güroluk Köyündendir. Bütün Hemşinde Kör Hafız olarak namlanmış olan rahmetli HAFIZ SABİT SÜREYYA BALIOĞLU'nun oğludur. Uzun yıllar Ankara da EGO nun muhasebeciliğini yaparak ordan emekli olmuştur. Kendisine uzun ve sağlıklı ömür dileklerimizi iletiyoruz.
Sayfanın diğer yazısı nesir tarzında olup o günlerin Tıp Fakültesi 3. sının öğrencisi olan bu satırların yazarına aittir. Kaplıcaları nedeni ile kadimden beri bilinmekte olan Ayder Yukarıda zikredilen derginin adını da ihtiva ettiği için Kaplıca Tedavisi Konusu tarafımızdan naçizana kaleme alınmıştır. Yakın arkadaşlarım kendi aramızda bana Kamil adını takmış oldukları için bu dönemde Kamil ismini göbek adı olarak kullanmakta idim. 1968 yılında hazırlanan ve 1969 ve 1970 yıllarında iki sayı olarak çıkarılan AYDER DERGİSİ renkli baskı tekniğinin iyi kullanıldığı dergilerdir. 39 yıl önceki bu çalışmada emeği geçenleri saygı ile anıyoruz. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlıklı uzun ömürler diliyoruz.
Op.Dr. Yusuf IŞIK
________________________________________
KAPLICA TEDAVİSİ
Ayder kaplıcalarının turistik önemi dolayısı ile kaplıca tedavisi, üzerinde durulması gereken son derece önemli bir konudur. Kaplıca tedavisinin başarı ile uygulanması için tedavi mevsiminin iyi seçilmesi ve uygun bir tedavi süresi tesbit edilmesi zorunluluğu vardır. Ayrıca kaplıca krizlerine karşı tedbir almağı da unutmamalıyız. Bizde kaplıca tedavisinde tatbik edilecek diyet önem taşır. Bütün bu görüşlere uygun olarak yapılan bir kaplıca tedavisi genel olarak başarılı sayılır.
Kaplıcalarda tedavi için her memlekette olduğu gibi, bizde de İlkbahar ve Sonbahar seçilir. Halbuki bu aylar her hasta için uygun olmayabilir. Romatizmalılar, Nevraljiler, diyabetliler de yaz ayları tedavi için en iyi geldiği halde, mide, bağırsak, karaciğer hastalıklarında ve sinirli hastalara ve kadın rahatsızlıklarında her mevsim tedavi yapılabilir. Bir yılda iki defa kaplıca tedavisi görmesi gerekli hastalar için en uygun zaman Mayıs ayı ve Eylül'ün on beşinden sonradır.
Antianafilaktoid tesir; dolayısıyla allerjik hastalıklarda 21 günlük bir tedavi uygulanır. Esasen her tarafta kaplıca tedavisi 21 gün olarak tatbik edilir. Hastaların kaplıcalardaki tedavisini tahdit etmemek en akıllıca hareket olacağı kanaatindeyiz. Ta ki hastalarda ruhi değişiklikler yaratıncaya kadar. Böyle vakalarda tedavi kesilir ve 2-3 ay sonra tekrar başlatılır. Hastalarda tedavi müddetini ancak kaplıca hekimi ayarlayabilir. Çünkü her hastanın durumu başka başkadır.
Kaplıca ve içmecelerde tedaviye başladıktan bir kaç gün sonra, hastalar hiç sebep yokken bazı rahatsızlıklar duyarlar. Buna kaplıca krizi adı verilir. Bunun kati sebebi henüz aydınlanamamasına rağmen bazı müellifler VagolSympatik reaksiyon olarak kabul ederler. Kaplıca krizi esnasında, bazen lökopeni, bazen de lökositoz görülmektedir. Kaplıca tedavisinin, başında sedimantasyon azalmakta, sonra artmakla ve tedavi sonuna doğru da normale inmektedir. Kaplıca krizi, hastalarda kırıklık, baş ağrısı, basit hadiseler karşısında çok sinirlenmek, uykusuzluk, nabzın süratlenmesi, tansiyon düşmesi veya yükselmesi, iştahsızlık ve bunun neticesi en nefis yemekleri beğenmemek, paslı dil, kabızlık veya ishal şeklinde kendini gösteril. Ayrıca hasta organda rahatsızlık artar. Kaplıca krizinin müsebbipleri meyanında endekriniyen distoni, suların sıcaklığı ve radyoaktivitesi gösterilmektedir. Bu gün, kaplıca krizi, iyi ölçülmeden yapılan tedavilerden husule gelen bir yorgunluğun ifadesi olarak sanılmaktadır. Kaplıca krizi, tedavi esnasında olabildiği gibi, kaplıcadan ayrıldıktan sonra da husule gelir ektedir. Buna da kaplıca sonu krizi adı verilir. Bunu Önlemek için kaplıca dönüşü hiç olmazsa 10- 15 gün kadar sakin bir ortamda istirahat etmelidir. Kaplıca dönüşü hemen deniz banyosu yapmakta doğru değildir.
Kaplıcalar, bir tedavi müessesesi gibi kabul edilmeli, şehirlerin yorucu ve yıpratıcı eğlence ve oyunlarından daima uzak bulundurulmalıdır. Saat ondan sonra kaplıcaların tam sükûna kavuşması şarttır. Kaplıcalarda tabldot usulünü kaldırmak ve alakart yemek vermek en doğru harekettir.
Bu yazıyı yazarken hedef edindiğimiz gaye Ayder Kaplıcalarının tedavi gücünü arttırmak ve halen elde edilenden daha üstün neticeler elde etmenin yollarını aramaktır. Kaplıcaların daha faydalı hale gelmesi için çalışmak her Halalı için kaçınılmaz bir görev olmalıdır.
Yusuf Kâmil IŞIK
NAZLI PINAR
Yine geldim sana ey nazlı pınar
O şirin suyunda abuhayat var
Bütün dağlar sana gülerek bakar
Uzaktan uzağa ey nazlı pınar.
İşte geldim yine seni yokladım
Baş ucunda binbir çiçek topladım
Daldım hülyalara oturdum kaldım
Derinden derine ey nazlı pınar.
Hatırlattın bana İrem bağını
Durmadan erittin dağın karını
Suyunda gördüğüm gençlik çağını
İçtim yudum, yudum ey nazlı pınar.
Suyunun üstünde gümüş halkalar
Durmaz geçer gider o hatıralar
Sende kapandı eski yaralar
Derinden derine ey nazlı pınar.
Üstün bir yüce dağ altındır kaban
Senle yıkasınlar öldüğüm zaman
Yaz gelip çiçekler açtığı zaman
Ruhum sana gelir ey nazlı pınar
hediyemdir sana güzel bir oluk
Suyundan içilmez almadan soluk
Şu dağın ucunda görünen doruk
Senin tacındır ey nazlı pınar.
Osman BALLI
|